16 Nisan 2011 Cumartesi

gün doğmadan - derrida 2

Jeremy Bentham’ın dile getirmekten pek hoşlandığım bir sözü var: “Sorun, onların konuşup konuşmadıkları değil, açı çekip çekmedikleridir.” Zira evet, biz bunu biliyoruz ve hiç kimse bundan şüphe etmeye cesaret edemez. Hayvan acı çeker, acısını gösterir. Bir laboratuvar deneyine, hatta bir sirk eğitimine tabi tutulduğunda bir hayvanın acı çekmediğini düşünemeyiz. Bir kamyona yığılmış ve doğrudan ahırdan mezbahaya gönderilen, hormonlarla beslenmiş sığırların geçtiğini görünce, onların acı çekmediklerini nasıl düşünebiliriz? Hayvanların acısının olduğunu biliriz, hissederiz bunu. Ayrıca endüstriyel kesimle hayvanlar eskisinden çok daha fazla acı çekerler. 

İnsan dünyası büyük bir bozulup yapılma aşamasından geçiyor. En iyisi de, en kötüsü de beklenebilir elbette. Ama basit bir etyemezcilik övgüsü yapmadan, et tüketiminin hiçbir zaman biyolojik bir zorunluluk olmadığı ileri sürülebilir. Sadece proteine ihtiyacımız olduğundan et yemeyiz – protein başka yerden de bulunabilir. Hayvan tüketiminde, ölüm cezasında da olduğu gibi, kurbanla ilgili bir yapı vardır, yani sürüp giden ve çözümlenmesi gereken eskil yapılara bağlı bir olgudur bu. Kuşkusuz ya hiçbir zaman et yemekten vazgeçilmeyecek, ya da az önce salık verdiğim gibi, etin yerini tutacak bir şey yenecek. Ama belki de niteliksel koşullar, nicelik, niceliğin değerlendirilmesi değişecektir – genel beslenme alanının düzenlenmesi gibi.

Şiddetin yasaklanmasının, sapkın bir etkiyle, daha büyük yeni şiddetlerin ortaya çıkmasına yol açabileceğini ileri sürersek, şiddetin tamamen ortalığı kaplaması ve insanların buna karşı elinin kolunun bağlanması tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz. “Bastırılmış” olduklarını ya da daha korkunç bir şekilde yeniden ortaya çıkabileceklerini öne sürerek, ırkçı, yabancı ve Yahudi düşmanı ya da cinsiyetçi şiddeti mahkûm etmekten, ya da bunları ifşa etmekten vazgeçmemiz mi gerekir? Ben her şeyi yasaklamak istemiyorum, ama hiç yasaklamamak da istemiyorum. Hayvanlara kötü muameleye, haksızlığa, ırkçılığa, Yahudi düşmanlığına vs. yol açan şiddetin kökünü kazıyamam elbette, ama bu bahaneyle de, bunların yabanıl bir şekilde gelişmesine göz yummak da istemem. Ahlaksal sorumluluğun güçlüğü, yanıtın hiçbir zaman bir evet ya da bir hayırla geçiştirilememesidir. Verili bağlamda, tekil bir yanıt vermek, karar verilemezliğin tahammülü içinde bir karar tehlikesini de göze almak gerekir.      

JACQUES DERRIDA (Gün Doğmadan)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder